insan neden öldürür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
insan neden öldürür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Aralık 2015 Perşembe

ÖLMENİN ve ÖLDÜRMENİN MEŞRULUĞU




Ölmenin ve Öldürmenin Meşruluğu

Atalay Girgin*
I
Kaç günden beri aklımda, “Ölümü Nasıl Bilirsiniz?”i okuduğumdan beri...

Ölümü, en azından yaşamının bazı anlarında, düşünmemiş insan yoktur. Onlardan biriyim ben de...

Nedendir bilmem, ölümü,  savaşı, kavgayı düşünmek, aşkı çağrıştırır bende... Aşkı düşünmek de diğerlerini...


Uyudum, uyandım : Aynı düşünce kafamın içinde... Dolanıp duruyor hala...

Kalkıp bahçeye çıktım: Su verdim önce fesleğenlere, ardı sıra sardunyalara ve diğerlerine... Bu yaz sıcağında susuz kalmasınlar, sessizce boyunlarını büküp ölmesinler, yaşasınlar diye...

Gökyüzümde güneş, bahçemde yemyeşil ağaçlar, kuş sesleri, hanımelilerinin sarıp sarmalayan kokusu, tenimde sıcağı güneşin... 

Göz alabildiğine, tepeden tırnağa yaşama kesilmişken doğa, benim aklımda ölüm...  Yanıtı belirsiz de olsa ardı sıra çoğalan sorular:

Ölmek ve öldürmek meşru mudur?

Ölmek ve öldürmek nereden alır, kimden alır meşruluğunu? Kaynağı nedir?

Ölüm, herkes için aynı anlama ve aynı değere sahip midir?

Yaşayan tüm canlılar ve dolayısıyla her insan için kaçınılmaz olan ölüm, farklı anlam ve değerlere sahip olabilir mi?

Ve her sorunun peşi sıra arz-ı endam eden, “Neden? Niçin? Nasıl?” soruları...

Ya ölüm nedir?
“Haziranda ölmek zor” demiş ya şair... Boşuna dememiş. Haziranda ölümü düşünmek değilse bile, yazmak  zor...

Hâlâ bir şeyler eksik... Kavramlar darmadağınık, sözler bölük pörçük... Ki sökün etmiyor düşünceler, toparlanmıyor daha. Oysa hiç böyle olmazdı...

Belki biraz müzik gerek...

Bu düşünceyle içeriye yöneliyorum bahçeden... Ve duraksamadan da odaya... Cd’leri karıştırıyorum, sözsüz olmalı, diyorum... Önce “Gitar konçertosu” dikkatimi çekiyor Rodrigo’nun. Bu uygun işte... İspanya İç Savaşı’nı anlatır, bu eserinde Rodrigo; onun anısınadır... Ardından da Ravel çarpıyor gözüme... Ravel’in Bolero’su... Bu da aşkı anlatır. Tutkuyla, inişleri ve çıkışlarıyla yaşanışını aşkın...  Ölüm değil, tıpkı hayat  gibi.


Şimdi sırasıyla, biri bitip diğeri başlıyor, açık pencerelerden bahçeye taşıyor, aşkı ve savaşı anlatan nağmeleri Ravel ile Rodrigo’nun... Mizansen tamam... Mutfağa gidip, “öksüz doyuran” cinsinden koskocaman cam bir bardağa çay dolduruyorum. Ayaklarım nereye götüreceğini biliyor sanki beni...

Bahçedeyim: Ayaklarımın altında çim, kulaklarımda müziğin tınısı var. Gözlerimin ufkundaysa masmavi bir gökyüzü... Elimdeki cam bardaktaki çayın sıcaklığı avucumu yakıyor. Aklımda beliren soruların, olası yanıtlarıysa acıtıyor yüreğimi... Anlamak bilmekten daha acıdır, demiş ya şair. Demek ki varmış bir bildiği...

Daha önce bu kadar yoğun düşünmemiştim, “ölmenin ve öldürmenin meşruluğunu”...  Düşündükçe fark ettim ki, gerçeğin gerçekliğine uygun bilgi, acı, hem de çok acı... Şimdilik şu kadarını söyleyeyim ki, içerisinde yaşanan koşullarda fark ettiğim şudur: Ölmek de meşrudur öldürmek de... Ve bu koşullarda “Savaşa Hayır” bir suçtur. 
Neden?